Yayınlanma:
Gönül AydınArtık neredeyse her gün bir tanıdığımızın kalp krizi sonucu hayatını kaybettiğini duyuyoruz. Üstelik bu ölümler sadece ileri yaşlarda değil; gençlerde, hatta hayatının baharında olan insanlarda yaşanıyor. Eskiden 50 yaş üstünün hastalığı denilen kalp krizi, bugün gençleri daha fazla vuruyorsa burada durup düşünmek zorundayız.
Bu bir tesadüf mü?
Yoksa görmezden gelinen büyük bir sorunun sonucu mu?
Dünya genelinde ölümlerin yaklaşık %30’u kalp ve damar hastalıklarından kaynaklanıyor. Türkiye’de de her 3 kişiden 1’i bu nedenle hayatını kaybediyor. Ancak asıl dikkat çeken, genç yaş gruplarında görülen artış. Son yıllarda 20–45 yaş arası kalp krizi vakalarında %10–20’lik bir yükselişten söz ediliyor.
Peki neden?
COVID-19’un kalp üzerindeki etkileri hâlâ tam olarak açıklığa kavuşmuş değil. Geçirilen enfeksiyonların kalp kasına zarar verebildiği biliniyor. Bunun yanında; stres dolu yaşam, sağlıksız beslenme, katkı maddeleriyle dolu gıdalar, hareketsizlik, sigara ve madde kullanımı… Hepsi birer risk faktörü.
Ama asıl sorun şu:
Bunların hiçbiri gerektiği gibi araştırılıyor mu?
Yoksa toplum sadece sonuçları yaşamaya mı terk ediliyor?
Bugün insanlar neden öldüğünü bilmeden ölüyor.
Aileler “kalp krizi” denilip geçilen ölümlerle baş başa bırakılıyor.
Gençlerin ani ölümleri normalleştiriliyor.
Oysa bu kadar ölüm “normal” olamaz.
Eğer bir ülkede insanlar neden öldüğünü sorgulayamıyorsa,
o ülkede sadece sağlık değil, sistem de sorgulanmalıdır.
Çünkü mesele sadece hastalık değil…
Mesele, hayatın ne kadar değersizleştirildiğidir.
Ve artık sormadan geçemeyiz
Bizi gerçekten ne öldürüyor?



