Yayınlanma:

Gönül Aydın


Bir ülke düşünün; yüz yıllık Cumhuriyet’in kazanımları bir bir heba ediliyor. Millî varlıklarımızla birlikte millet iradesine yönelik tartışmalar da büyüyor. Bunun son örneklerinden biri olarak Halk TV üzerinden yaşanan gelişmeler yeniden gündeme geliyor.
Peki, biz ne yapacağız?
Önümüzde iki yol var: Ya sessizliğe gömülüp özgürlüklerimizin daralmasını kabulleneceğiz ya da “Yeter artık!” diyerek demokratik haklarımıza, hukukun üstünlüğüne ve Cumhuriyet’in kazanımlarına sahip çıkacağız?
Asıl mesele, yalnızca yaşananları seyretmek değil; bu gidişat karşısında nasıl bir toplum olduğumuzu sorgulamaktır.
Kendi içimizdeki haksızlıklara, yolsuzluk iddialarına ve sorumluluktan kaçanlara göz yumarken ülkenin geleceğini nasıl koruyacağız? Yanlışı kim yaparsa yapsın karşı çıkabilecek miyiz? Yoksa çıkarlarımız söz konusu olduğunda susup, bedelini hep birlikte ödediğimizde mi sesimizi yükselteceğiz?
Millet olma bilinci işte burada başlar.
Demokrasi, yalnızca sandığa gitmekten ibaret değildir. Demokrasi; hukukun herkese eşit uygulanması, basın özgürlüğünün korunması, millet iradesine saygı duyulması ve hesap sorulabilen bir yönetim anlayışının var olmasıdır.
Unutmayalım bir ülkenin geleceği, yalnızca yönetenlerin kararlarıyla değil, toplumun haksızlıklar karşısında gösterdiği tavırla da şekillenir.
Bugün başkasının hakkına yapılan müdahaleye sessiz kalanlar, yarın kendi haklarını savunacak bir ses bulamayabilir.
Şimdi kendimize sormanın zamanı susarak her şeyin düzelmesini mi bekleyeceğiz, yoksa demokratik yollarla haklarımıza ve geleceğimize sahip mi çıkacağız?
Çünkü bir milletin en büyük gücü, korkuyla susması değil; ortak değerleri, hukuku ve özgürlüğü için bilinçle, kararlılıkla ve demokratik yollarla sesini yükseltebilmesidir.

ReklamReklam

Yorum Yapın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir