Yayınlanma:
Sami GökçeSiyasette kelimelerin arkasına saklanmak kolaydır.
Bir yasaya “çerçeve” deyip, o çerçevenin içine ne koyduğunuzu anlatmak da kolaydır.
Asıl mesele, çerçevenin dışında ne bıraktığınızdır.
Şimdi soralım:
Bir yasa maddesi, toprağa düşen şehitlerin kanını içine sığdırabilir mi?
Bir hukuk metni, evladının kokusuna hasret kalan şehit annesinin yüreğindeki yangını anlatabilir mi?
Bir imza, gözü yaşlı bir babanın yıllardır dinmeyen acısını silebilir mi?
Elbette silemez.
Çünkü bazı acılar kanun maddelerine sığmaz.
Bazı hesaplar siyasi pazarlıkların konusu yapılamaz.
Bazı değerlerin üzerinde de hiçbir siyasi hesabın gölgesi olmamalıdır.
İYİ Parti Grup Başkanvekili Turan Çömez’in Alman basınından aktardığı iddialar ve kamuoyuna yansıyan tartışmalar, toplumun önemli bir bölümünde ciddi kaygılara neden olmuştur.
Özellikle terör suçlarından hüküm giymiş kişilerin serbest bırakılabileceğine ilişkin iddialar, daha açıklığa kavuşmadan bile toplumun adalet duygusunu derinden sarsmaktadır.
Burada sorulması gereken çok açık bir soru vardır:
Bu ülke, şehitlerinin hatırasını ve adalet duygusunu korumadan nasıl toplumsal barış sağlayacaktır?
Türk milleti bu vatan için ağır bedeller ödedi.
Analar evlatlarını toprağa verdi.
Babalar bir daha kapısını açılmayacak evlatlarının yolunu bekledi.
Gençler, hayatlarının baharında kara toprağa emanet edildi.
Bugün bu ülkenin sokaklarında, meydanlarında ve şehirlerinde özgürce yaşayabiliyorsak, bunun arkasında sayısız insanın fedakârlığı vardır.
O nedenle mesele yalnızca bir yasa değildir.
Mesele, devletin adalet anlayışıdır.
Mesele, milletin hafızasıdır.
Mesele, şehit ailelerinin vicdanıdır.
Mesele, “Bu ülkede adalet var mı?” sorusuna verilecek cevaptır.
Siyaset kurumu karar alabilir.
Meclis yasa çıkarabilir.
İktidar çoğunluğuna dayanarak istediği düzenlemeyi savunabilir.
Ama hiçbir siyasi çoğunluk, milletin vicdanını yok sayma hakkına sahip değildir.
Çünkü sandıktan çıkan oy, iktidar yetkisi verir.
Vicdan üzerinde sınırsız yetki vermez.
Asıl sorgulanması gereken de budur.
Neden milletin sırtındaki yük her geçen gün biraz daha ağırlaşıyor?
Neden bu ülkenin vatandaşları ekonomik sıkıntılarla, işsizlikle, yoksullukla ve gelecek kaygısıyla boğuşurken; devletin temel görevleri konusunda sürekli yeni tartışmalar yaşanıyor?
Neden kendi ülkesinde kendisini ikinci planda hisseden vatandaşların itirazları yeterince duyulmuyor?
Sığınmacı ve mülteci politikalarından ekonomik sorunlara, güvenlikten adalete kadar her alanda milletin kaygıları dikkate alınmak zorundadır.
Milletin iradesini temsil edenler, karar verirken yalnızca siyasi hesaplara bakamaz.
Çerçeve yasası imzalarken şehit annelerinin gözlerinin içine baktınız mı?.
Evladını toprağa veren babanın sessizl çığlığını hissetniz mi?.
Bakmadınız. Çünkü sizin için varsa yoksa iktidar koltuğunu kaybsetmemek.
Ama Türk milleti unutmaz.
Bu millet Çanakkale’yi unutmadı.
Kurtuluş Savaşı’nı unutmadı.
Terörle mücadelede verdiği binlerce canı da unutmayacaktır.
Elbette Türkiye terörü bitirmeli, akan kanı durdurmalı ve kalıcı bir huzur ortamı oluşturmalıdır.
Ama barış ile teslimiyet aynı şey değildir.
Toplumsal barış ile milletin hafızasını silmek aynı şey değildir.
Terörün sona ermesi hepimizin ortak dileğidir.
Fakat bunun yolu, şehitlerin emanetini yok saymaktan değil; hukukun üstünlüğünden, adaletten, eşit yurttaşlıktan ve güçlü bir devletten geçer.
Çerçeveler çizilir.
Yasalar hazırlanır.
Maddeler yazılır.
İmzalar atılır.
Ama tarih, bütün bunların ötesinde başka bir kayıt tutar:
Milletin vicdanındaki kayıt.
Ve o kayıt kolay kolay silinmez.
Milletin güvenini sarsan hiçbir siyasi düzenleme, yalnızca “yasal” olduğu gerekçesiyle vicdanlarda meşru hale gelmez.
Hukuk, adalil olursa anlam kazanır.
Adalet ise milletin vicdanında karşılık bulduğu zaman gerçek adalettir.
Bugün Türkiye’nin ihtiyacı; daha fazla siyasi hesap değil, daha fazla devlet aklıdır.
Daha fazla propaganda değil, daha fazla hukuk.
Daha fazla kutuplaşma değil, daha fazla adalet.
Daha fazla unutma çağrısı değil, daha güçlü bir toplumsal hafızadır.
Mesele çocuklarımıza nasıl bir Türkiye bırakacağımız meselesidir.
Ve tarih, yarın bize şu soruyu soracaktır:
“Şehitlerin emanetine sahip çıktınız mı?”
İşte o gün hiçbir “çerçeve” bizi kurtaramaz.
Çerçevenin içine ne koyduğunuz kadar, dışında ne bıraktığınız da önemlidir.
Şehitlerin emaneti unutulursa hafıza yara alır.
Anaların acısı yok sayılırsa vicdan yara alır.
Adalet zedelenirse devlet yara alır.
Devletin gücü, yalnızca çıkardığı yasalarla değil; milletin adalete ve devlete duyduğu güvenle ölçülür.


